Başlar ve biter bir ömür. Çocukluk, gençlik, yaşlılık ve
malum son. Ömrün sürahisini ne kadar doldurmak istesek de bir kısmı boş kalır. Çocukluk
anıları her dönem insanın yüzünü gülümsetirken, gençliğin varlığı hep bir
gökkuşağı gibi görünürkaybolur, gider
gelmez. Yaşlılık ise çocukluk ve gençliğe göre hep soğuk gelir insana her
nedense. Halbuki yaşlılık ömrün hasadıdır. Her ne toplarsanız toplayın önemli
yada önemsiz sizindir o.
Hicaz makamında bir şarkının gizli saklı yazılan sözlerinde, saklı kalmış bir aşk kahramanı olmak istemiştim, ama ne hicaz makamını nede gizli saklı yazılan şarkı sözlerini bulabildim, hayatımda. Ağaçların gövdelerine adlarımızın baş harflerini kazıyabileceğim aşkları yaşmak istemiştim ya da eski bir kır kahvesinde aldığımız bir simidi iki sıcak çay eşliğinde paylaşabilmek veya hepsinden ziyade gizli kapaklı bakışlarla mutlu olmayı yeğlerdim, deniz kıyısındaki bir bankta. Fakat benim şansıma hep platonik yangınlar düştü.
Evin bir köşesine koydum, antikacıdan ucuza aldığım ceviz ağacından yapılmış sandığı. En güzel, en sakin köşesiydi evin. Oturma odamın kapı arkası biraz boşluktur, işte oraya koydum. Kapı odayı neredeyse üçte birine böler. O üçte bir, ceviz sandığımla beraber en sevdiğim üçte bir olmuştu. Ara sıra gözüm sandığa ilişiyordu ve kendimi evimde hissediyordum.